GİĞİ DAĞI, İPAR GÜLÜ ve İPAR HATUN EFSANESİ…

Himalayaları ve And Dağlarını görmüş, gezmiş birisi olarak diyebilirim ki, Torosların doğası çok daha çeşitli cazibe merkezleri ortaya çıkarmak için yeterince müsaitken nedense Türkiye’de sadece sahil turizmine önem verildiğinden, doğa turizmi ihmal edilmiş.

Bu yazının ana hedefi, son romanım Domuz Kasabı’nın konusunun geçtiği Antalya’nın Gündoğmuş ilçesinin kuzeyinde kalan Eğrigöl ve Söbüçimen yaylalarının bulunduğu coğrafya, özellikle de Giği Dağı ile Tanrı Dağı arasındaki bölge… Üstelik bu bölgenin geçmişinde çok enteresan bir tarihi hikâyenin kalıntılarını da bulmak mümkün… Alt paragraflarda bu hikâyeye yer vereceğim ama merakta kalmayın diye çıtlatayım; 16. yüzyılda Doğu Türkistan’ı işgal eden Çin Ordusu’na esir düşmüş Dilşat Hatun’un, Çin Sarayı’nda İpar Hatun oluşuna uzanan dramını anlatacağım. Çin nere Akdeniz Bölgesi nere demeyin, okuyunca hayret edeceksiniz zaten.

Yola Alanya’dan çıktık. Bahsettiğim bölgeye, batıdan Güzelbağ – Gündoğmuş güzergahında kuzeye yönelerek veya Alanya Mahmutlar’dan kuzeye Taşkent üzerinden yaklaşık 2 – 2.5 saatte gitmek mümkünken biz yolu uzattık. Anamur, Aydıncık üzerinden Gülnar’a, oradan da Mut ve Ermenek yolundan Taşkent’e geldik. Taşkent’te bir gece konaklayıp asıl hedefimiz olan Giği Dağı bölgesine gittik.

Mut-Ermenek-Taşkent arası bence muhteşem doğasıyla daha fazla tanıtılmalı. Hele Ermenek baraj gölü akıllıca tanıtılıp pazarlanabilirse yepyeni bir turistik merkez haline getirilebilir. Ne var ki, bu bölge idarecilerine çemkirmem gereken ve bu konuda son derece haklı olduğuma inadığım bir konu var. Hani nerede yöresel ürünleriniz,  yemekleriniz, pazarlarınız? Sonra da kırsal kesimde bulunma kaderciliği yapmak en kolay iş tabii… Evet, kaderiniz olabilir ama kısmetlerini de insanoğlu bizzat kendisi yaratır. Ben And Dağları tepesinde ulaşımı çok zor kasabalar köyler gördüm, etnik özelliklerini kaybetmedikleri için dünyanın her yerinden turist çekiyorlar. Özellikle sitemim size Ermenek,  Taşkent; harika doğanıza yöresel yemeklerinizi, pazarlarınızı, kıyafetlerinizi ekleseniz, tanıtımınızı yapsanız fena mı olur? Ben hem Taşkent hem de Ermenek Belediyelerine bu konuda şiddetle teessüflerimi sunuyorum, hakikaten elinizdeki hazinelerin değerini bilmiyorsunuz. İki ilçe de Konya’yı Akdeniz’e bağlayan yol üzerinde, gelip geçenlerin yarısını yarım saat ilçenizde tutabilseniz bile yeterince ekonomik katkı sunar ama bence bu gelip geçenler sadece bakkaldan su almak veya çeşmeden su içip elini yüzünü yıkamak için duruyor.

20160801_154435_hdr

Ermenek Barajı

Taşkent’le ilgili tereddüt yaşadığım, düşüncelere daldığım bir konu daha oldu. Şehrin tek oteli Pirlerkondu, son derece şık ve standartları yakalamış bir tesis. Girişte kocaman yazılmış, ‘Odalarda alkol kullanmak yasaktır’ ilanını çok önemsediğimi söyleyemem, Anadolu kentlerinde, hele böyle küçük kasabalarda alkol konusu hassastır, eğri ya da doğru yargılamak bana düşmez. Başlangıçta  böyle düşündüm düşünmesine de sonra yargılamak demeyelim de sorguladığım bir çetrefilin içinde buldum kendimi… Otelin karşısında Taşkent’in tek turistik lokanta-çay bahçesi karışımı dinlenme tesisi var, büyük bir yeşil alana yayılmış orada da alkol yasak. Yemekten sonra hava kararmadan hemen bu lokantanın üzerindeki seyir terasına çıkıp etrafı seyredeyim dedim. O da ne, her taraf bira ve rakı şişeleriyle dolu, dolu derken asla abartmıyorum, öbek öbek… Şimdi tam bu noktada bir otelde, bir lokantada kontrollü ve legal biçimde alkol tüketilebilecekken, köşelerde, ağaç diplerinde gizli saklı içilmesine yol açan neden, o çok ilkel bakış açısı olan yöneticilerin, ‘top bizden çıksın da…’ kolaycılığı olduğu malum ama bunun yanında insan düşünmeden duramıyor;  yasak gibi kavramların, realitesi olan bir eylemi katlanarak çoğaltacağı gerçeğine idarecilik seviyesine gelmiş insanların akıl erdirememesinden bürokratik engellere kadar pek çok açmazın çözümü ne?

Neyse, asıl  konumuz bu değildi tabii…

Taşkent’ten sonra ana yoldan çıkıp Dedemli kasabası üzerinden Giği Dağı (Geyik Dağı diyenler de var) eteklerine ulaşmanın çok kolay olmadığını belirtmeliyim çünkü Dedemli kasabasından sonra yol çok kötü… Mars topraklarında yol alıyormuşçasına, ıssız, ve kuru… Kayalar yeşilimsi bir yosun tabakasıyla kaplı, taşlı arazide küçük, çelimsiz otlar göze çarpıyor. Toza taşa bulaşa bulaşa gidilen, doğaseverler için ilginç bir yolculuk.

Yaklaşık 40 dakika süren bu toprak yol Tanrı Dağı’nın kenarından direk Giği Dağı’nın önündeki Eğrigöl’e çıkıyor. Burası bir kavşak ve artık yol kötü de olsa asfalt… Doğu’ya doğru giderseniz Söbüçimen Yaylası var, Batı’ya doğru ise yol ikiye ayrılıyor, güneye kıvrılanı sizi Gündoğmuş üzerinden Akdeniz’e ulaştırıyor.

Şimdi sadede gelelim…

Bu bölge kendine has yapısıyla enteresan görüntüler sunan bir coğrafyanın ta kendisi. Kupkuru kayalık-taşlık arazilerde yol alırken arada bir karşınıza çıkacak vadilerdeki yemyeşil yaylalar, göletler hakiki birer mucize…  Görmek, havasını solumak gezginler için iyi bir deneyim, tavsiyemdir fakat şimdi ben bu bölge ile ilgili çok fazla bilinmeyen bir hikâye anlatacağım, eminim ilginizi çekecek.

Hikâyedeki Tanrı Dağı ile Giği Dağı’na özel dikkat!

Şimdi biraz uzağa gidelim, Orta Asya’ya… Efendim, 16. Yüzyılda Doğu Türkistan’da Cihangir Han yönetimindeki Türkmen İli, Çin saldırısına uğrar. Çin Orduları Cihangir Han’ı öldürür, karısı Dilşad Hatun’u esir edip götürürler. Dilşad Hatun için Çin Sarayı’nda esaret günleri başlar. Ne var ki Çin Mançu İmparatoru Chien Lung, bu soylu ve güzel Türk kadınına aşık olmuştur. Dilşad başlangıçta imparatora pek yüz vermez. İmparator ise ona İpar Hatun olarak hitap etmeye başlar. İpar ki,  Altayların güney ucunda Tanrı Dağı ile Giği dağı arasında bulunan aynı zamanda Dilşad’ın da memleketi olan Türkistan bölgesinde yetişen çok özel bir çiçeğin adıdır.

Türkmen illerine süren Çin akınları aratarak devam edince Dilşad, (Saraydaki adıyla İpar Hatun)  kıyımlara engel olma fikriyle Çin İmparatorunun zevcelik teklifine evet der.  Böylece Türk illerine Çin akınları durur.

Oğlunun İpar Hatun’a olan zaafının bilen ve bundan rahatsız olan Ana İmparatoriçe, bir gece İpar Hatun’u boğdurarak öldürtür.

İşte o yıllardan sonra Anadolu’ya göç eden Türkmenler, İpar Hatun’un hatırasını yaşatmak için Toros Dağlarındaki iki dağa Giği ve Tanrı adını verir. Türkmen ilinden getirdikleri ipar gülü tohumlarını da bu bölgeye ekerler. Günümüzde gerçekten bu ipar gülleri sadece Gündoğmuş’un kuzeyindeki Giği Dağı eteklerinde Mayıs, Haziran aylarında çiçek açmaktadır.

10. Romanım olan Domuz Kasabı’nın konusu tam burada geçtiği için haliyle İpar Hatun Destanı’na da yer verdim. İşte benim kalemimden İpar Hatun…

Ne zalimdin sen Çin İmparatoru,
Cihangir'i katlettin, obaları yaktın
Talan ettin ocağımı, yemyeşil ilimi.
Bir adım vardı, Dilşad idim,
Cihangir’in karısı Türkmen geliniydim.
Ah o Türkmen ili, ne güzeldi, cennetti.
Bir sırtı Tanrı Dağı’na yaslanırdı,
Öbür sırtı Giği Dağı’na…
Yamaçlarda ipar gülü yetişirdi,
Vadide güzel çocuklar…
Taş olsa yumuşar, vahşi uysallaşırdı.
Heyhat, çok zalimdi o imparator.
Artık ne çocuk kaldı, ne ipar gülü,
İs sise karıştı, kan irine bulaştı.
Ebabil kuşları ağıt yaktı, ağlaştı
Ulu Tanrı, hikmetinden sual olunmaz,
Duymadın sesimizi, niçin taşa döndün?
Sorma, pek zalimdi o imparator.
Çin Sarayı’nda esir kaldım sekiz yıl.
Sekiz yıl dil döktü yalvardı imparator.
Hatunum ol, İpar olsun adın,
Yaktığım o güller adında yaşasın…
Artık zalim değil, aşığım dedi,
Aşk nefretten büyüktür, affet beni…
Sekiz yıl direndim, üç mevsim düşündüm.
Artık zalim değil, aşıktı imparator.
Aşka karşı gelen tanrıya gelir, bilirdim.
İçim yandı, çaresizdim, evet dedim.
Olacaktım Çin İmparatoriçesi İpar Hatun…
Eğer o sabah boynuma dolanmasaydı,
Domuz kılından yapılmış yağlı urgan…

tam-kapak-1

Bu bloğu okuduysanız, romanı da okuyun ve sonra binin otomobilinize Gündoğmuş’tan öte Giği Dağı’na doğru yükselin, ya da Konya tarafından gelecekseniz Hadim kavşağından Korualan – Dedemli yoluna sapın, Dedemli’yi geçince güneye Eğrigöl’e ilerleyin. Çevredeki yaylaları doyasıya gezin, sonra da bana teşekkür edin.

Not: Gündoğmuş ve bahsettiğim bölgeyle ilgili daha geniş bilgi almak için aşağıdaki linke bakabilirsiniz: http://www.antalyakulturturizm.gov.tr/Eklenti/8687,69-dundenbuguneantalya-1cilt-gundogmuspdf.pdf?0&_tag1=81FD3A07781C793C82F216065AB90C5C2EB6FFF2&crefer=6C0B457A4C952E24FEAE9175FA6A340DE428EF94E55A88C5A87379B3EE54D652

Bu linke internette ipar gülü görseli aratırken ulaştım. Ben bahsettiğim bölgeye 3 defa gitmiş olmama rağmen ipar gülünün açma mevsimi olan Mayıs-Haziran aylarına denk getiremedim. Bu nedenle resmin sahibi olan Araştırmacı-Yazar Ali Yıldız’a minnetle teşekkürlerimi gönderirim zira internet ortamında bulabileceğimiz tek resim bu şimdilik.

ekran-alintisi-ipar

İpar gülü

3 Yanıt to “GİĞİ DAĞI, İPAR GÜLÜ ve İPAR HATUN EFSANESİ…”

  1. Sorular – Talepler

    *Öncelikle arka planı değiştirmen mümkün mü? Gözü çok yoruyor sanki.

    * Sağda en altta yer alan, kendi bloğumun bannerini kaldırdım. Takip ettiğin bloglar eklentisini koymak isterken fark ettim ki, benim bloğumu takip listene almamışsın🙂 Takip edersen sevinirim.

    * Bir yere geziye giderken sürekli elinde not defteri ile mi geziyorsun, yoksa aklında tutup gün sonunda mı notlara döküyorsun? Alıyorsan ne şekilde not tutuyorsun?

    * Ben mi atladım bilmiyorum ama gezi güzergahında saat ve tarih bilgileri verilmemiş. Bu güzergahın tamamı, bir gün içinde gezilebilir mi? Tatil için geldiğim bir zaman, bir günü mü buna ayırsam yeterli olur mu mesela?

    • Sorarken unutmuşum ama sen zaten biliyorsun, Antalya’nın doğası, tarihi ve coğrafyası beni her zaman etkilemiştir. Bu nedenle yazıyı çok beğendim. Gezi yazıların gittikçe güzelleşmeye başladı. Mimar (ya da mühendis) Çelebi üst başlıklı bir gezi kitabı fikrimi yinelemek istiyorum.

      • Bloğunu takip ettiğimi zannediyordum, hemen ilgileneceğim🙂 Şu arka plan işine de bir el atarım, ya da inat ederim ruh halime bağlı :p

        Yok yahu not defteriyle filan gezmiyorum sonradan yazıyorum, fazla resim çekmek işin sırrı, resimlere bakınca hatırlanıyor. Mesela 2 ay önceki Napal seyahatimin yazısını yazmaya daha yeni başlayabildim…

        Yok, bir günde zor. Bir gece Taşkent’te kalmak en iyisi. Yaylalara sabahtan gidilirse akşama kadar ancak gezilip bitirilebilir.

        Gezi yazılarımdan dem vurdun da yaram kanadı Peru rüyalarıma girip duruyor yine, oradan Şili’ye insem ve daha önce görmediğim Patagonya’ya gitsem filan… işler de kötü ne yapsam bilemedim😛

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: