Mezarlık Kitabı – Neil Gaiman

Bol ödüllü bir kitap okuyacağız bu defa. Adı ‘Mezarlık Kitabı’ olan bu romanın ödülleri, bir iki Fantastik bilmem ne ödülü yahut korku kitapları ödülü türünden, ‘ilgilisine’ göndermeli değil. Baya ciddi ödüller, bu durum da kitabı hiç okumadan ilginç kılıveriyor peşin peşin…

Benim ilgimi çeken şu üç ödül oldu:  1- 2009 Hugo- En İyi Roman, 2-Amerikan Library Association / Öne Çıkan Çocuk Kitabı Ödülü,  3-Amerikan Library Association / Genç Yetişkinler En İyi Kitap Ödülü. Hem çocuk kitapları hem gençlik kitapları hem de sınıfsız en iyi roman kategorisinden ödül almış bu kitap için bir yetkim olsaydı ben de “En İyi Tebessüm Edilerek Okunan Korku Kitabı,” diye bir ödül verebilirdim rahatlıkla. Evet, konusundan kahramanlarına kadar korku unsurlarıyla donatılmış bir romanı, gerçekten kalbinizde menekşeler açarak okuyorsunuz. İşte Mezarlık Kitabı’nın sihri de bu…

Karakterler ilginç fakat bundan daha ilginç olanı roman kahramanlarının isimleri. Örneğin başlangıçta bir aileyi katleden caniden ‘Jack denen adam’ hitabıyla bahsediliyor. Yani, ‘o öyle kötü ki insan ismi taşıması bile abes’ fikri canlanıp duruyor okuyanın zihninde. Sonra, romanın adı Mezarlık Kitabı olunca kahramanlarımızda mezarlıkta yatan ölülerin hayaletleri oluyor haliyle… Onların isimleri de mezarlık taşındaki metinle bütün olarak yazılıyor. Örnek: Bayan Liberty Roach – Harcadığı şeyler artık yok, verdiği şeyler daima onunla birlikte. Ey okuyucu, hayırsever oL.

Eğlenceli değil mi?

Gelelim konuyu çıtlatmaya… Jack denen adam, büyük bir evde yaşayan anne-baba-büyük çocuğu öldürdükten sonra sıra beşiğinde uyuyan küçük çocuğa gelmiştir. Çocuk dediysek, yeni yürümeye başlamış bir bebek. Ama öyle bildik bebeklerden değil, anasının babasının hem baş belası hem de sevinci olmuş çok gezinen, her yere tırmanan, girip çıkmadığı delik kalmamış bir velet. O gece de alt kattaki patlama sesiyle uyanır (elbette küçücük beyni alt katta ailesinin katledilmekte olduğunu anlayamayacaktır) , uykusu kaçınca beşiğinden oyuncak atına basarak yere iner ve merdivenlerden emekleyerek giriş katına kadar ulaşır. Ve sevimli veledimiz, küçük bir tereddüdün ardından sokağa çıkarak tepedeki mezarlığa doğru yalpalaya yalpalaya gider.

Jack denen adam çıldırmış vaziyette onu aramay koyulur, zira en kolay av zannettiği veledi en sona bırakmakla ne büyük hata ettiğini fark etmiştir.

Bundan sonrası çocuğun tehlikede olduğunu fark eden ölülerin ona sahip çıkmasıyla devam edecektir. Çocukları olmamış Bay ve Bayan Owens, çocuğun ailesi olmaya talip olurlar ancak mezarlık ahalisi ayağa kalkar; onlara göre ölülerin içinde bir canlının yaşaması imkânsızdır. Sonunda çocuğun mezarlıkta yaşaması için bir yol bulunur, ona mezarlık özgürlüğü verilecek ve duvarlardan, engellerden tıpkı bir hayalet gibi geçebilecek, mezarların içine süzülebilecektir. Yiyeceğini, içeceğini ise mezarlık ahalisinden olan Silas karşılayacaktır. Zira Silas ne ölü ne canlı her iki tarafta da mevcudiyet bulabilen bir varlıktır . Çocuğun adını Nobody koyarlar, kısaca Bod diye hitap etmeye karar verirler. Böylece miniğin mezarlık hayatı başlar.

Elbet mezarlıktaki hayat bizim bildiğimiz yaşam düsturlarından farklı olacaktır. Dolayısıyla bu çağda mezarlık gibi sıra dışı bir ortamda da olsa büyümeye çalışan bir çocuğun üç yüz yıl önce hatta binlerce yıl önce ölmüş insanların arasındaki sosyal anlayış uçurumlarından nasibini almaması imkânsızdır.  Buna rağmen sıradan bir çocuğun büyümesi neleri gerektiriyorsa Bod için de aynı şartlar geçerlidir. Mezarlık taşlarını alfabe gibi kullanarak eğitim almaya başlar. Silas, tıpkı bir okul öğretmeni gibi onu eğitir. Sonuçta Bod büyümekte olan bir çocuktur ve yaramazlık ta yapacaktır. Sekiz yaşlarındayken ailesinden habersiz mezarlıktan çıkıp yakındaki kente gittiği için cezalandırılır örneğin. Yazarın bu konuyu anlattığı şu ifadeler çok hoş : “Bay ve Bayan Owens, çocuk dövmenin yanlış olduğu kararı verilmeden birkaç yüz yıl önce ölmüşlerdi ve o gece Bay Owens görevi olarak gördüğü şeyi üzülerek yerine getirmişti. Bod’un poposu inanılmaz acıyordu, ama Bayan Owens’ın yüzündeki o üzüntülü ifade Bod’un canını dayaktan daha kötü yakmıştı.” Belirtelim, Bod’un gizlice şehre gitme nedeni de yürekleri burkacak derecede insancıl duygular barındırıyor. Kısaca bu ilginç bölümü anlatalım; mezarlıkta mezar taşı olmayan bir ölü vardır ve o mezara yaklaşmaması öğütlenmiştir. Çünkü orada Orta Çağda yakılarak öldürülmüş bir cadı gömülüdür. Bod haşarı, meraklı… Gider o mezara, sessizce içeriye süzülür ve cadıyla karşılaşır. Kısa sürede dost olurlar ve Bod, adı Elizabeth olan cadının bir mezar taşı olmadığı için ne kadar üzgün olduğunu öğrenir. Ertesi gün ilk iş olarak bir mezar taşı almak için şehre inmeye karar verir ancak bunun için paraya ihtiyaç olacağı malum. Bunun da yolunu bulur, mezarlıkta gömülü bir define vardır, buraya giren hiçbir canlı dışarıya sağ çıkamamıştır. Meraklı Bod daha önce bir kere daha görünmez hayaletler tarafından korunan mezara girmiş ve içerideki muhteşem hazineleri görmüştür. Oraya gider ve bir tane broş alıp çıkar. Broşu satarak parasıyla mezar taşı almayı hedeflemiştir. Siz, çocuğun o broşu satmak isterken başına gelenleri detaylı biçimde hatta soluk soluğa okuyun ancak ben şöyle bir ipucu vereyim, Jack denen adam antikacının arkadaşıdır ve antikacı Jack denen adamın bu çocuğu aradığından haberdardır. İşte buradan itibaren unuttuğumuz Jack denen adam yeniden romana dahil olurken sizi tedirgin edip duracak. Neyseki küçük delikanlı bundan habersiz de siz kendi tedirginliğinizle kalacaksınız. Çocuk sonuçta broşu kötü adamların elinden kurtarıp (şimdilik diyelim) ait olduğu yere geri getirir. Bu macerada kötü adamların atölyesinden fırça boya ve küçük bir taş elde etmeyi başarmıştır ve “E.H – Unutmuyoruz,”  yazarak Cadı Elizabeth’i onurlandırır.

Bu anlatılanlar yalnızca roman hakkında bilgi edinebilmeniz içindi. Yoksa Mezarlık kocaman bir ayrı dünya ve orada da iyiler var, kötüler var, kimsesizler var… Meraklı Bod’un mezarlığın bir köşesindeki Gulyabani geçidi olarak bilinen lanetli yere gidip bakmaması düşünülemez elbet. Merakın bedeli vardır ve bedeller bir şekilde ödenir. Bod’da Gulyabaniler ülkesi olan çöl diyarında iyiliğin ve kötülüğün ne kadar göreceli olduğunu öğrenir. Yani mezarlık kitabı filan da aynı zamanda bir de dersler kitabı.

Şahsi fikrim, roman boyu okuyanı saran pek çok sihir var bence. İşte bu sihir, mezarlığı tıpkı bir mahalle, ölüleri ise mahalle sakinleri olarak algılamayı o kadar kolaylaştırıyor ki hiçbir şeyi yadırgamıyorsunuz dahası sizde birden o mahallenin sakinlerinden birisi haline geliveriyorsunuz. Bunun nedeni, sıfatı yahut karakteri ne olursa olsun, insanın öldükten sonra mezarlıkta iyi bir varlığa dönüştüğünü görerek, özlediğimiz maddiyatsız, çıkarsız bir dünyanın nasıl olabileceğini gözlerimizin önüne sermesi olabilir muhtemelen. Kötü yok mu var ancak onlar insan olarak dünyada yaşamamış öbür tarafın kötü varlıkları… “İnsan aslında kötü değildir, kötü yapan sosyal çevreleriyle, yetiştiği ortamlardır,” diye düşünürüm hep, yazar da sanki bu düşünceme tercüman olmuş…

Belirtmekte fayda var; Jack denen adam romanın sonuna kadar hep muamma olarak karşımıza çıkıyor ve on dört sene sonra bile neden hâlâ oğlanın peşinde olduğunun merakını kafanıza çakıp duruyor. Bununla birlikte, Jack denen adamın kitabın sonlarına doğru çıkacak kimliği pek beklentileri karşılamıyor belirteyim. Gerçi oya gibi örülü konunun içinde bu durum fazla hayal kırıklığı yaratır görünmese de ben şahsım adına unutulmaz bir final bekliyordum. Kötü bir final mi? Elbet değil; adına inat duygu yüklü, hüzünlü bir final…

Tekrar romanın bütününe dönelim, okurken hem korkacaksınız hem de eğleneceksiniz. Hem öleceksiniz hem dirileceksiniz. Ölünün de dirinin de birbirinden farkı olmadığını anlayacaksınız. Hatta roman bittiğinde mezarlık hayatının çok da kötü bir şey olmadığına ikna olacaksınız. Anlayacağınız gibi, kıvrak zekâlı bir kandırıkçı yazar Neil Gaiman. Ölümden korkup duracağımıza kanalım ne var yani. İyi okumalar.

Bir Yanıt to “Mezarlık Kitabı – Neil Gaiman”

  1. Rufat Griffin Says:

    Reblogged this on rufatgriffin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: