Mutsuzluğum daha çok bilgi, daha fazla idrak istiyor olmamdan… Mutluluğumsa bana göre halen çok az bilgimle dahi pek çok idrak kapıları açabilmeyi başarmış olmamdan.

Bilgi ve idrak, beden hapishanesinden kurtarır.

Yaşam her zaman tek bir sonuç sunar; çürümüş bir beden.

Beden bağımlılığı, madde bağımlılığıdır.

Saçmalamakla geyik yapmak arasındaki süre bir ‘pat’ sesidir. Av kötüdür yine de…

Gerçek tüy kadar hafiftir.

Ah’lar yükseldikçe semaya, Ölür Zümrüdü-anka kuşu…

Küçücük beyinler kocaman cümleler kurarken, kocaman beyinler küçücük cümleler dahi kurmaktan korkar.

Topluluklar üzerindeki gücü korumanın tek yolu düşman yaratmaktır.

Yan masadaki az pişmiş kanlı biftek bir vegan için iğrenç görüntüyken sipariş edenler için iştah açan muhteşem lezzettir.

Toptan komedyeniz; evden eski eşya attıracağım 160 lira dedi, itiraz edince, abi diş kurcalatsan bile 200 lira dedi. N’apayım ikna oldum.

Yün yumaklarla oynamayı en büyük keyif zanneden kediler misali tutkusu futbol olan insanlara bakıp kıyas yapılabilir belki! Bununla beraber yumağın peşinde koşmaktan topun peşinde koşmaya uzanan evrimi aşmayı başarmış insanlar var hayatta… Futbol seven birisi için yumak seven kedinin eğlencesi ne kadar basitse, atom seven birisi için de futbol tutkunları aynen öyledir.

Yemek, içmek, eğlenmek, para kazanmak, seks yapmak, lider olmak bunların hepsi süreli ve geçicidir. Oysa idrakin hazzı silsileler halinde, önceki sonrakini doğuran zincirdir… Ve kaybedileceğinden korkulan değil, erişildiği için özdeşleşilen yüksek bir enerjidir.

Yaşam dediğimiz kavram, her şeyden bir parça nefes; güzellik, çirkinlik, mutluluk, dert, sevgi, nefret… Yargılamayalım sessizce saygı duyalım.

Değer yargıları tamamen öğretilenlerden ibaret bir zincir, öğretenlere de öğretilmişti. Sorgulanmazsa bu zincir kopmaz. Örnek namus kavramı olsun; kimileri için bacak arasında, kimileri için beyinde, kimileri için kalptedir ya, kimden öğrendiysek o tarifin zinciri oluyoruz.

Okuyorum, düşünüyorum ve sorguluyorum. Hiç bir zincirin halkası değilim. Yaşamın özgür nefesi tam bu işte…

Okuyan insanla okumayan insanın tahlilini belirgin biçiminde yapabiliyor olmak kötü bir duygu; bazı ilişkiler mecburiyetten oluyor, yoruyor.

Fizik, kimya bilmeden yaşanıyor da, günlük hukuk bilgisi, toplum kuralları, sosyal eğitim olmadan zor yaşanıyor, ne dersin Milli Eğitim Bakanlığı? Okullarda insanın ve toplumun yaşam kalitesini yükseltecek dersler olmaması hâlâ 75 yıl öncenin müfredatını taklit edip durduğumuzdandır.

Bazıları var, konuşsun diye insanlara ceza olarak gönderilmiş…

Kasabalar kentlerin aynasıdır, güzellikleri de çirkinlikleri de azametle vurur yüzüne… Kasabalar sosyal gerçeklerin de aynasıdır. Büyük kentlerde kalabalığa karışan riya, buralarda zeytinyağı misali su yüzüne çıkıverir.

Kalburüstü deniyor. Kalburüstünde kalanların hormonlu, GDO’lu olduğu devirdeyiz. Saf ürünler küçük ama hakiki, kalburun altına geçen onlar.

Trafik ışıklarında en önde duran ‘odun’ gerçeği var bir de…

Anlamını bulduğun kadardır yaşam. Ya yer içer çiftleşirsin, ya okur düşünür sorgularsın…

Gücü korumanın tek yolu eğitimsiz ve yoksul bırakmaktır, dünyanın en eski ve geçerli ilmidir bu. Tapınma ve biat güdüleri böyle kolayca ortaya çıkar çünkü…

Bir siyasi partiye, bir lidere, bir cemaate sorgusuz sulasiz biat edenler, hayranlık duyanlar, olmayan kudretlerinin telafisindedirler.

İnsanlık tarihi, birilerinin halkı korumak bahanesiyle basit güdüleri kullanıp güçlü olmaya giden yolda çektirdikleri acıların tarihidir.

Hâlâ kırbaçlanan insanları, ipte salandırılan suçluları, toprağa gömülüp recm edilen kadınları merakla, ilgiyle seyredilebilen halklar var. İnsan, bir başka insanın infazını neden izlemek ister? Bundan neden keyif alır? Görüntüsü insan, davranış biçimi sürü olan toplumları ortaya çıkaran, besleyen, ruhsuz, sorgusuz, acımasız güruhlara döndüren o ‘şey’ ne?

Kanunlar bireylerin sosyal özgürlükleri üzerine kılıç gibi iner, anarşizm böyle doğar fakat yerine konabilecek daha iyi seçenek de yoktur.

Her okunanın, her öğretilenin salt inanılacağını sananlar ‘Evrim Teorisi’nden bile korkar. Oysa eğitim, düşünmektir, sorgulamaktır.

Hiç bir siyasi partiye, hiç bir derneğe, hiç bir cemaate ait değilim; özgürlüğün tarifi budur, mutlu eder, bireysel gücü ortaya çıkarır.

Ölüseviciyiz toptan, öyle olmasa kıymetini öldükten sonra anlamayız insanlarımızın…

Siyasete gireceklere ders: rakiplerinize hakaret etmeyin, gün gelir kanka olursunuz ya da edin, nasıl olsa bunu kimse önemsemez.

Maymunla karşılaştınız mı? Önce dostça yaklaşırlar sonra elinizde ne varsa kapıp kaçarlar. İnsanlığın lanet olası temel içgüdüsüdür bu.

Bilgeler susar.

Homosapiens’in yazarı, “-Gereksizler- diye bir sınıf doğuyor,” demiş. Bu homosapiens neydi filan olduysanız, sınıfınız belli yani!

Arada tükenmezsek dolup yenilenemeyiz.

Eski şarkılar yeni şarkılardan daha güzel olduğu için değil, eski duyguları yeniden yaşattığı için sevilir.

Fetih ile işgalin, kahraman ile hainin eş olduğunu, sadece tarafa göre ad aldığını anlayamazsın! #insanlarüçeayrılırçobanlarsürülervebilgeler

Migren abla geldi…

Gece, uykunun olmama halidir, esasında sadece akşam vardır.

‘karıliçe’ diyor eşinden bahsederken, çok samimi olmadığım için de soramıyorum övgü mü, alay mı? Bu akşamki derdim bu.

DSC_0672_1488164841013
Lima/Peru 2017

 

Yaz bitsin ama kış da gelmesin, öyle bir temenni…

Belki bazılarımız için yarın olmayacak… Kaç otobüs daha kalkacak bakalım bu gece!

Kimi gemiye biner gider, kimi otobüse, kimi atlara, kimi kağnıya… Ölüm yolculuğunun da konforu vardır.

Felsefe iyidir; sürü değil birey yapar adamı…

Cumartesi en güzel gündür, Pazar gibi ‘eyvah yarın Pazartesi’ dedirtmez…

Hiç ‘dünkü çocuk’ diye aşağılamayın, yeni nesil hepimizden zeki…

İnsanın çocuğu olması sevincin en azaplısı sabrın en kudretlisidir. Yürek kaç kere sızlar, akıl kaç kere yerinden çıkar bilseniz… Ana baba olmayı başarmış insanları sevin.

Zaaf mantığı kelepçeler…

12 Eylül döneminde kahvehane tarayıp yedi kişiyi öldürmüş birisi 35 yıl sonra siyasi kahraman yapılabiliyorsa siyaset benim için vebadır.

Milliyetçilik ayrıdır ırkçılık ayrı. Dindarlık ayrıdır, dincilik ayrı. Ulusal yıkımlar bu iki kavramı ayıramayanların eseridir.

Düşünüyorum; hani evrim yok diyorlar ya, peki taş devri insanlarıyla günümüz insanı arasındaki fiziki ve davranış farklarındaki sebep ne?

İnsanlar mı daha zor, yalnızlık mı?

Michio Kaku, 20 yıl sonra bakışarak konuşacağız demiş… Ağzın kıymetini anlamanın bedeli bu kadar ağır olmasa iyiydi!

Ne yersen osun demiş eski bilgeler, mücveri, kızartması, oturtması, tatlısı derken kabak olmama az kaldı ama hayvan yiyenler düşünsün.

Siyaset yapmadan Twitter kullanmayı becerebilen üç beş kişiyiz şurada, ödülümüz ruh zenginliğimiz…

İlham Hanım kayıp bu aralar…

‘Güz’ kelimesi ne güzel… Aslı Uygurca ‘küz’. Oysa ‘bahar’ Farsça bir kelime. Orhun Kitabelerinde mevsimler, yaz-yay-küz-kış olarak geçiyor. Onlar ilkbahar yaz diyor, yaza ise yay…

Bazen dostların felaketin haline gelebilir; az insan+az samimiyet=kaliteli yaşam.

Mause ambalajları apartman kolonlarından daha sağlam…

Gerçek sandığımız bir başka gerçeğin gölgesidir çoğu zaman.

Pazartesileri sevin; duygularınız seçiminizdir, tezahür olarak size geri döner.

360 derece düşünme, 180 derece de düşünme, 90 derece düşün ve klavyeden salla… Son yüzyılda insanlığın en büyük sorunu bu oldu.

‘Bunalmaktan bunaklaşılırsa’ mı doğru Türkçe, yoksa ‘bunalmaktan bunanılırsa’ mı diye diye gün bitti. Yazmayacağım artık.

Kitap okumaz, sinemaya gitmez, seyahate çıkmaz, sanattan hazzetmez ve onlar konuşurken sen susarsın, en kötüsü de bu.

İnsanların içindeki kötülüğün deşarjıdır Halloween, zararsızdır, eğlencelidir.

Sevginin bin bir türü vardır hepsi de güzeldir yalnızca tapınma derecesindeki sevgi hastalıktır, kişilik sorunları olanlara hastır ve özellikle siyasi tezahürleri çok dikkat çekicidir.

100 sene sonrasının telepatik Twitter’ını hayal etmeye çalışıyorum… Siz de arada böyle zihin alıştırmaları yapın.

Korkarım yüz yıl sonra torunlarımızın torunları Ajda Pekkan’ın poposuyla Ertuğrul Akbay’ın kaslarına bakıp bakıp 200 yaşına yaklaşmalarına rağmen nasıl genç kalmayı başardıklarına şaşırıyor olacaklar…

Nefret ettikleriniz gün gelir vazgeçilmezleriniz olabilir… Özlü söz değil tecrübe.

‘Duyarlılık’ denen şahane bir kelime var, zatımı ilgilendiriyorsa antenlerimin frekansı 360 derece dönüveriyor.

Tarımda üreterek tüketiyorsun, teknolojideyse tüketerek üretiyorsun; tarafımı seçtim ben.

Gömlek çıkarmaktan kolaydır sırtındaki kin yükünü atmak, nefret etmekten kolaydır ahını-vahını def etmek.

Mısırlı şarkıcı ‘Onun Nil’inden İçmedin’ adlı parçayı icra ettikten sonra, ‘Nil nehrinden su içince şistozomiyaz hastalığına yakalanırsınız en iyisi siz bunun yerine Evian marka su için’ diye şaka yapınca şarkı söylemesi yasaklanmış. Fıkra gibi bir 3. Dünya zihniyeti…

Beynimde bir ‘unut’ butonu geliştirdim. Koca koca siyasilerin-gazetecilerin saçmalarını okuyup ellerim klavye üzerinden taarruza geçeceği anda bu buton sükût sağlıyor.

Huzurlu günlerini ömründen çıkar, o kadar yaşadın işte.

Yılın ilk üşümesi gerçekleşti limon kabuğu çaydanlığa düştü.

Bir trol öbür trole trolleye trolleye diğer trollere trolleyecek trol konusu bırakmadın demiş. 🙂 tamam çok fazla zeka işi değildi, dolar daha mühim 3.98.

4 yıl önce Peru’ya gittiğimde dolar bizde 2 Lira’ydı Peru’da 4 Sol… Dolarımızı bozdurunca cebimize iki kat para giriyor bayram ediyorduk. Şimdi Peru’da Dolar 3 Sol, bizde 4 Lira, artık bayram etmiyor soğuk ayran içiyoruz.

DSC_0339
Şili Patagonyası-Puerto Natales / 2017