KÖK TENGRİ

                                                                                                                                      

KADERLER TABLETİ’nden Alıntıdır:

O gece rahat uyuyamadı…

Yatakta bir o yana bir bu yana döndü durdu.

Yaman bir geceydi, kurt ulumaları geliyordu uzaklardan, gece böcekleri gecenin karanlığını tel tel dizip, yıldızlı semaya asmışlardı da tıngırdatıp duruyorlardı rast gele…

Tuhaf bir geceydi, ayak sesleri geliyordu çadırın etrafında, Engin çıkıp bakıyor karanlıkta parlayan beyaz çadırlardan başka bir şey görmüyordu. Gece böcekleri saniye ara vermiyordu nağmelerine, yıldızlar zerre azaltmıyordu ışıklarını, Engin’in uykusu gelmiyordu bir türlü.

Hayıflanarak bir kere daha kalktı yatağından ve çadırdan dışarıya çıktı.

Bu kere gördüğüyle şaşırdı…

Şaman oturuyordu öndeki kütük taburelerden birisinde.

“İyi geceler,” dedi meraklandığını belli ederek.

Şaman yanındaki kütüklerden birisini işaret etti oturması için.

“Sorun mu var?” diye sordu yaşlı adamın bir iki metre karşısına otururken.

Dolunay karşılarındaydı, gölgeleri geriye doğru uzamıştı. Ürperten bir gece miydi yoksa büyülü mü belli değildi.

“Kök Tengri bu gece uyku ihsan eylemedi zatıma,” diyerek cılız bir sesle cevap verdi Şaman. Sanki saatler önce haykıran, debelenen ve ağıtlar yakan o değildi. Yıldızlı geceye pek yakışan beyaz bir elbise vardı üzerinde. Boynundaki kemik ve ağaç parçalarının dizilmesiyle oluşmuş kolye ağır gelmişte kafasını öne çekiyormuş gibi kamburdu duruşu. Göz çukurları kararmış, içine çökmüştü iyice. Kır saçları hafif bir rüzgârın etkisiyle birbirine karışmıştı.

“Bitkin görünüyorsun,”

“Ülgen haber getirdi Kök Tengri’den…” diye yanıt verdi Şaman fısıldar gibi.

“Kök Tengri ne diyor?”

Şaman öfkelenmiş gibi kıstı gözlerini

“O bir insan değil, kimliği yok,” dedi tiz sesini yükselterek. “Bu yüzden bizim anlayacağımız biçimde konuşmaz. Ancak bir tek kelime onu tarif edebilir; ışık… Anlayacağın Tengri yalnızca kendine benzer.”

“Haber gönderdiğini söylüyorsun!”

“Onun iki baş elçisi var yerle gök arasında yaratılmış insanoğulları için. Ülgen göklerdeki elçidir ve iyi ruhların tanrısıdır. Erklik yeraltındaki elçidir, kötü ruhların tanrısıdır…” Sesi eski sakinliğine bürünmüştü yeniden. Buna rağmen tereddüde düşmüş göründü. Öyle ya karşısındaki yabancı ona göre ‘ilâhî’ birisiydi ve bütün bunları bilmemesi mümkün değildi.

Engin Şaman’ın düştüğü ikilemi anlayınca toparladı.

“Ülgen’in getirdiği haber nedir?”

“Hanımız Yabgu Tuvu’nun ruhu göğe yükseldi bu gün. İstemi Han, Tögonlardan dört savaşçı esir getirdi başı vurulsun diye. Bumin Han’la İldike Hatun karşı çıktı. İstemi Han’da benim biliklik yapmam gerektiğini, bu gece kararımı vermemi istedi.”

“Neden başı vuruluyor savaşçıların?”

“Yabgu Tuvu’nun ruhuna öbür dünyada refakat etsinler diye…” Hâlâ Engin’e tereddüt ederek bakıyordu.

“Ülgen’in Kök Tengri’den getirdiği haber bunla mı ilgili?”

“Az önce çadırımda tek başıma ayin yaptım. Göğün iyi ruhlarını çağırdım, yerin kötü ruhlarını çağırdım. Sordum, İstemi mi haklı, Bumin mi diye. Ülgen itibar etti çağrıma, bir haberci yolladı. Dedi ki; ‘İyi ruhları da, kötü ruhları da obanızdaki yabancı tanır, bilir. Ondan yardım al,’ Erklik de itibar etti çağrıma, bir haberci de o yolladı. O da ‘İyi ruhları da, kötü ruhları da obanızdaki yabancı tanır, bilir. Ondan yardım al,’ dedi. Bu yüzden çadırının önündeyim ve bu ziyaretimin aramızda gizli kalacağından eminim.”

“Anladım,” diye gülümsedi Engin. Yine de bu ‘iyi ruhlar’ ve ‘kötü ruhlar’ tabirlerine bir anlam katmaya çalıştı, bilgisi yetersiz geldi. “Fikrimi sorarsan, ruhların refakatçiye ihtiyacı olmaz. Boşa alırsınız dört canı.”

“Bu mu son sözün?”

“Evet, umuyorum yararlı oldu!”

“Oldu,” diyerek ayağa kalktı Şaman. “Konuştuk, tartıştık evvelinde. Gerekli mi gereksiz mi karara varamadık. Meğer cevap sendeymiş.”

“Dur biraz,” diye yolundan alıkoydu yaşlı adamı. “Senle konuşmak istediğim şeyler var,” Aklına takılanlar olmuştu şu kısacık konuşmaları esnasında. Göktürkçe de ki ‘Tengri’, Sümer dilindeki Tanrı manasındaki ‘Din-gir’ yahut ‘Tin-gir’ kelimesine çok benziyordu. Aşağı yukarı üç bin beş yüz yıl önceydi Sümerlerin ortaya çıkışı. Ve artık Sümer de kalmamıştı, ardılları da…  Bir de Sümer Yer Tanrısı ‘Enki’ ile Göktürk Yeraltı tanrısı ‘Erlik’ benzerliği… “Beni aranıza Erlik göndermiş olamaz mı?” diye sordu imalı şekilde.

Şaman geri döndü ve az önceki kütüğün üzerine oturdu yeniden.

“Atalarımızın batıya göçmesinin ardından Orta Asya’da saf Oğuz olarak biz kaldık yalnızca. Çinliler Tu-kie der bize, şimdi Börteçene’nin lütfuyla Köktürk olduk. Kökün üç manası vardır yabancı… İlki bildiğimiz gök işte…” diyerek elini yukarıya kaldırıp yıldızlı semayı işaret etti. İkincisi göğün rengi, mavi yani… Üçüncüsü ise ulu, yüce anlamındadır. Kök Tengri, Ulu Tanrı demektir. Birdir ve Birin Yasası geçerlidir bizde. Seni aramıza Erlik’de gönderse Umay’da gönderse değişen bir şey olmaz. Onlar da Kök Tengri’nin kullarıdır nihayetinde.”

“Ya Börteçene?”

“Hem Umay hem de Erlik’in değişik yeryüzü tezahürleri vardır. Börteçene, Umay’ın tezahürlerinden olup Hunların atasıdır


2 Yanıt to “KÖK TENGRİ”

  1. Tüm kitaplarınızı set olarak en uygun nereden ve nasıl alabilirim. Maddi sıkıntılarım olmasa 3-4 set alıp arkadaşlarıma bile hediye ederdim.Eserlerinizn ve başarılarınızın devamını dilerim.

    • Teşekkür ederim, sağolun. Kitaplarım ayrı yayınevlerinden çıktığı için set olarak bulmanız mümkün değil, zaten şu anda piyasada yalnızca son dört kitabım var🙂 Onlar da bugünlerde İdefix’in ana sayfasında tanıtımda, oradan bakabilirsiniz. Sevgiler….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: