Hitit Güneşi

Geçen Hafta Ankara’daydım.

Cephesi boydan boya camlı, yirmi metrekarelik bir odada geçti iki günüm. Normal şartlarda sıkılmalıydım ama hayır! Bütün gün gözümün önünde duran meydanın ortasındaki geyik figürlü Hitit arması, geçmişteki kendisiyle ilgili siyasi manevraların birinci ağızdan dinlediğim komik seyrini hatırlattı bana. Önce güldürdü, sonra düşündürdü.

1974 yılında Ankara Belediye Başkanı olan Vedat Dalokay tarafından yaptırılmış heykel. Tuhaftır, o zamanki hükümet bu heykel yüzünden bir anda karışıvermiş… Bir heykel yüzünden hükümet karışır mı demeyin, hükümete bir bakın; Cumhuriyetçiler, Milliyetçiler ve İslamcılardan oluşan koalisyon… İktidarın İslamcı kanadı, İslam öncesi uygarlığa ait olduğu için, Milliyetçi kanadı ise Türkler öncesi Anadolu uygarlığı olduğu için bu anıtı onaylamamışlar. Cumhuriyetçi kanat kendi belediye başkanlarına destek çıkmış.

İşte komedi böyle başlamış.

Belediye, anıt için gerekli düzenlemeleri yapmaya başladığında, İçişleri Bakanı MSP’li Oğuzhan Asiltürk, valilik kanalıyla çalışmaları engellenmeye uğraşmış, bu tuhaf kör dövüşü gazete haberlerine manşet olmuş. Örnek; anıta malzeme taşıyan araçlara, trafiği aksattığı gerekçesiyle valiliğin emriyle trafik polislerince sürekli ceza kesilirken, bu ceza işlemleri esnasında çimlere zarar verdiği gerekçesiyle belediye zabıtalarınca da polislere ceza kesilmiş…

Neyse ki anıt zar-zor 1978 yılında tamamlanabilmiş. Tam dört yılda…

O gün bu gündür de yerinde.

Ama bağlantılı bir komedi daha var anlatacağım…

Hitit Güneşi… Yani az önce anlattığım heykelin bir başka versiyonu yine aynı tarihlerde Ankara’nın simgesi yapılmış. Bunun da hedef olması gerekirken, heykele söz geçiremediğini düşünen İslamcılar ile Milliyetçiler Ankara’nın simgesi olan armaya sataşacak cesareti kendilerinde bulamamış olmalılar ki arma üzerinde bir gürültü kopmamış.

Bu tuhaf hareketin üzerinden zaman geçip olaylar belleklerden silinmiş olmalı.

Zira bir yirmi yıl kadar bu konuyu kaşıyan olmamış.

Ta ki 1995 yılına kadar…

Belediye İslamcıların eline geçince rövanş zamanı gelmiş meğer.

‘Rövanşör’ kimdir? Melih Gökçek…

Gökçek, 1995 yılında Hitit Güneşi’nin yerine bir başka amblem hazırlatarak kaşla göz arasında Ankara’nın simgesini değiştirivermiş. Bu yeni armada Kocatepe Camii, Ay-Yıldız ve Atakule varmış. Camiinin kubbesi Atakule’nin içkili restoranı olunca da alay konusu edilip, köşe yazarları dalga geçmiş filan…

Birileri de mahkemeye taşımış ve mahkeme geçenlerde bu yeni armayı iptal etmiş. Şimdi konu Yargıtay’da imiş vs. Detayların anlatacaklarıma bir katkısı yok.

Çünkü ben Hitit Güneşi’nden yola çıkarak ulusal kimliğimizi sorgulamıştım heykelle arkadaşlık ettiğim o odada… Öyle ya Hititler neden belirli bir görüşün ulusal kimliğinde yer bulurken, bir başkası bunu reddediyordu?

Ulusal geçmişimizle ilgili bildiklerimiz ne kadar doğruydu?

Önce şunu sormuştum kendi kendime; “İnsan hangi siyasi görüşü benimserse benimsesin, ister “Milliyetçi”, ister “İslamcı”, ister “Cumhuriyetçi”… Komik bir duruma düşmemek için önce ulusal kimliğinin yapısını anlaması gerekmez mi? “Biz kimiz?” diye sorulduğunda, bunun gerçek yanıtını verebilecek kaç insan çıkabilir?

Kısaca, kimliğimiz kültürel mi, genetik mi?

Bu soruların yanıtını uzun uzun düşünürken şu değerlendirmeleri yapmıştım:

Anadolu… Türkiye’nin Asya’daki büyük kara par­çası. Bilinen en eski tarih, önce Hititlerin Kuzey’den gelip buraya yerleştiğini yazar. Bu toprakların bir de yerli halkı var; Hattiler… Zaten ‘Hatti Ülkesi’ deniyor buraya. İstilacılar kültürlerini ve kanunlarını da getirebildiklerine göre muhtemelen Hattiler, dev­let olmaktan ziyade topluluk bilinci içinde yaşayıp giden geniş bir halktı. Bu yüzden, birkaç bin nüfuslu istilacıların sosyal düzenlerini değiştirmesine ses çıkarmamış olma olasılığı fazla. Bu kısım tarihçilerin işi… Gerçi tarih sahnesindeki bütün istilacıların, acımasız-barbar topluluklar olması nedeniyle, birkaç bin kişinin büyük nüfuslar üzerinde kolayca hâkimiyet sağlayabilmelerini idrak edebilmek için tarihçi olmaya da gerek yok. Peki, “Hattilerin Hitit olması kimliklerini değiştirdi mi?”  Yanıt kolaydı; genetik anlamda hayır… Hititlerden sonra Romalılar, Yunanlılar ve nihayet Orta Asya kökenli Türkler… İsmen Hatti kalmadı peki ya genetik olarak?

Kültürel değişiklikler genetiği değiştirmeyeceğine göre!..

Anadolu bugün Türk!

Türk kim? Fransız Türkolog Jean Paul Roux, ‘Türklerle ilgili olarak kabul edilebilecek tek tanım dilbilimsel olanıdır. Türk, Türkçe konuşandır. Başka bir tanım yetersiz kalır…’ diye yazar. Ve şöyle devam eder, ‘Dolayısıyla kendi içinde bir Türk ırkından söz edemeyiz. Türklerin damarlarında, elmacık kemiklerini çıkık, gözlerini çekik yapan o eski Türk kanından daha çok, artık Moğol, Çinli, İranlı, Yunan, Kafkas, Rus, Mezopotamyalı kanı akmaktadır…’ Bu şu demek olabilir mi? Genlerinin büyük bir yüzdesi halen Hatti olan, dolayısıyla en son Orta Asya’dan gelen istilacı güçlerin kültürünü ve dilini almış ve kültürel anlamda Türkleşmiş yerli halk! Anadolu halkı yani…

Mantıklı duruyor; çünkü yakın tarihimize baktığımızda Osmanlı’da bugünkü algıladığımız anlamda bir Türklük bilinci yoktu.

Bunu destekleyen bir görüş de bir yıl önce Sabah gazetesine manşet olmuştu. Antropolog Timuçin Binder, Anadolu’da yaşayan insanların büyük bir bölümünün kırk bin yıl önce de bu topraklarda yaşayanların genlerini taşıdığının ispatlandığını anlatıyordu haberde. Orta Asya’dan gelenlerin genlerini taşıyanların ise bugünkü nüfusun yüzde on-on beş oranını teşkil ettiğini belirtiyordu. Bununla beraber Binder’in tesbiti olan yüzde on-on beş oranı M.S ki Orta Asya’dan gelen Göktürk sonrası nesiller olduğunu burada belirtmekte fayda var… Öncesi? Öncesi net bilinmiyor. Hititlerin Orta Asya’dan gelen Hunlar’ın bir kolu olduğunu kabul eden tarihçier var ancak bu ispatlı değil. Dolayısıyla Anadolu’nun Türkleşmesiyle ilgili yukarıdakideğerlendirmemiz yalnızca M.S tarihle ilgili olacak.

İşte, Hitit Güneşi beni buralara getirmişti düşünürken ve ben sonunda bir arma etrafında koparılan yaygaranın ne kadar mesnetsiz ve basit kaldığına karar vermiştim.

Sorumun bu uzunca yanıtı yeni bir soru daha doğurdu!

Siyasetçileri komik yapan neydi?

İktidarlar, simgesel ülke değerlerini kendi bakış açılarıyla payelendirmekten keyif alıyorlar, tabanlarına yaranma uğruna, göz ardı edilenlerle, ön plana çıkarılanlar gibi iki ayrı grup oluşturuyorlar ya! Bir kentin, bir devletin başına gelme başarısını gösterebilmiş kişilerin, bir öncekinin yaptığını yıkarken, bir sonrakinin de kendisinin yaptığını yıkacağını hesap etmemesi mümkün mü? Elbette hayır ama temsil ettikleri “cehalet”, ne yazık ki kendi görüşleri dışında hiçbir şeye saygı duymamayı öngördüğü için makamlar biraz da temsil edilenlere göre şekilleniyor ne yazık ki. Belki ülkenin sosyo-ekonomik yapısı nedeniyle bu durum çoğunlukların dikkatini bile çekmiyor ama benim gibileri rahatsız ediyor.

Heykel ve armadan yola çıkıp buralara geldik ya! Başa dönelim tekrar.

Açıkçası şu anda armanın nasıl olması gerektiğini çok önemsemiyorum.  Hitit Güneşi olsun ya da Camili gazino… Sonuçta bana göre hepsi bu ülkeye ait değerler ve simgeler. Ama tarz tuhaf… Öncekinin yaptığını sonrakinin saygısızca yıktığı garip bir siyasi zihniyet ve siyaseti çocuklaştıran ancak bunun farkında olmayan kafaların tuhaflığı…

Sık sık ziyaret ettiğim Marmara Bölgesinin mütevazı bir beldesindeki caddenin “Aydınlık” olan adının sonra “On İki Eylül” en son “Alparslan Türkeş” haline gelişine tanıklık etmiş bir adamım sonuçta.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: